Bilim insanları Balkanlar bölgesinde yer alan Kükürt Mağarasında şimdiye kadar kayda geçen en sıra dışı biyolojik keşiflerden birini gerçekleştirdi. Yunanistan ve Arnavutluk sınırında bulunan bu mağaranın derinliklerinde devasa bir örümcek ağı tespit edildi. Araştırmacılar bu yapının yüz metrekareden daha büyük bir alanı kapladığını doğruladı. Ağın içerisinde yüz binden fazla örümceğin yaşadığı belirlendi. Bu sayı bugüne kadar tek bir ağ sistemi içinde gözlemlenen en yüksek örümcek topluluğu olarak kayda geçti.
Keşfin en dikkat çekici yönlerinden biri ağın büyüklüğü kadar organizasyon yapısı oldu. Bilim insanları örümceklerin rastgele dağılmış bireyler olmadığını net biçimde ortaya koydu. Aksine yapı uzun yıllar boyunca planlı şekilde genişlemiş bir yaşam alanı niteliği taşıyor. Mağaranın tamamen karanlık olması ve yüzeyle doğrudan temasının bulunmaması bu keşfi daha da olağanüstü hale getiriyor. Araştırma ekibi bu ortamda yaşamın nasıl sürdürülebildiğini anlamak için detaylı incelemeler yürüttü.
İki farklı tür birlikte yaşam kurdu
Araştırmanın başında Transilvanya Sapientia Üniversitesinden István Urák yer aldı. Urák ve ekibi mağarada yaşayan örümceklerin iki farklı türe ait olduğunu tespit etti. Bu türler Tegenaria domestica ve Prinerigone vagans olarak tanımlandı. Normal koşullarda bu iki tür de yalnız yaşamayı tercih eden örümcekler arasında yer alıyor. Ancak Kükürt Mağarasında bu davranış tamamen değişmiş durumda.
Bilim insanları iki türün aynı ağ sistemi içinde barışçıl bir biçimde yaşadığını gözlemledi. Hiçbir saldırganlık belirtisi tespit edilmedi. Aksine örümcekler av paylaşımı ve alan kullanımı konusunda uyumlu bir düzen sergiliyor. Uzmanlar bu durumun temel nedeninin kaynak bolluğu olduğunu belirtiyor. Mağara içinde av sayısının yüksek olması rekabeti ortadan kaldırıyor. Bu da örümceklerin toplu yaşam biçimine geçmesini mümkün kılıyor.

Bu keşif örümcek davranışları açısından çığır açıcı kabul ediliyor. Daha önce bu ölçekte ve bu uyumda bir örümcek kolonisi gözlemlenmemişti. Bilim insanları bu durumun sosyal evrim açısından da önemli veriler sunduğunu ifade ediyor.
Kükürt temelli kapalı ekosistem dikkat çekiyor
Kükürt Mağarasını benzersiz kılan unsurlardan biri de barındırdığı ekosistem yapısı oldu. Mağara güneş ışığından tamamen yoksun bir ortam sunuyor. Buna rağmen yaşam tüm canlılığıyla devam ediyor. Bu durumun arkasında kemosentetik mikroorganizmalar yer alıyor. Bu mikroorganizmalar enerjiyi güneşten değil kükürt bileşiklerinden elde ediyor.
Kükürt ile beslenen bu mikroplar besin zincirinin temelini oluşturuyor. Onlarla beslenen küçük omurgasız canlılar ortaya çıkıyor. Bu canlılar ise örümceklerin ana besin kaynağını oluşturuyor. Yani mağaradaki yaşam fotosenteze dayanmıyor. Tamamen kimyasal enerji üzerinden şekilleniyor. Bu yapı dünya üzerindeki nadir kapalı ekosistem örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
Bilim insanları bu sistemin son derece dengeli çalıştığını belirtiyor. Av popülasyonu örümceklerin ihtiyaçlarını karşılayacak seviyede kalıyor. Örümcekler de bu dengeyi bozacak aşırı avlanma davranışı sergilemiyor. Bu durum uzun vadeli bir ekolojik uyumun göstergesi olarak değerlendiriliyor.